Ali KOÇ burada ya “siz” neredesiniz?…

Ali KOÇ burada ya “siz” neredesiniz?…

Ben çocuktum; traktörünün üzerinde kapı kapı dolaşarak lokma toplarken, kaşı gözü, üstü başı un bulgur tozuyla ağarmış değirmenci gibi gözüken; etin, yağın, unun bulgurun, ateşin isiyle aşçı gibi kokan, geri planda ama şevkle koşturan bir adam vardı… Onun adı: Ali KOÇ’tu. Yaşım elli oldu, hala aynı şevkle, neşeyle koşturan biri var burada. Onunda adı: Ali KOÇ.

Muhtarlar gördüm, azalar gördüm… Başkanlar gördüm, meclis üyeleri gördüm. Resmi sıfatları bitince, “halka hizmet sevdaları ve şevkleri de, bitti.”

Oysaki memleket burada, halk, Fethiyeli burada, hiç kimse görmesse de hiçbir resmi sıfatı olmayan Ali KOÇ’ta burada… “Haydi memleketi kalkındıralım, pamuk eller cebe…” dendiğinde. Ellerini tereddütsüz cebine atarak yüz binlerce Marklık, Euroluk kaynaklar yaratan halk burada…

Sahi boğulacakmış gibi boynunuza sıkıca tutturduğunuz, sanki her gün yeni birini ambalajından çıkarıp takmışsınız gibi duran, gömlekler üzerindeki kravatlarınızla sizler neredesiniz? Hani “adam gibi adam(lar)dınız;” hani dalkavuklarınız sizin için “hemde adamın hassosu, böylesi bir daha gelmez bu cihana” dedikleri muhteremler, sahi söyleyin sizler neredesiniz… Bu muydu sizin “memleket sevdanız,” bu muydu dalkavuklar çetesinin “memlekete böylesi bir daha gelmez,” dedikleri vitrinlerdeki maketler gibi duran, kolalı silüetleriniz… “

Elbette ki “mahkeme kadıya mülk değil,” yenileri gelecek eskiler gidecek. Fakat dediğimiz o değil. Sizin düşüncenize tercüman olan dalkavuklar vardı, bir zamanlar -her devirde olduğu gibi-. Onlar derlerdi ki, “hilaf değil, Allah için, böylesi bir adam bin yılda bir gelir, menendi yok,” hatta “tarihe geçecek, haşaa Atatürk gibi bir adam,” derlerdi sizin için. Bizlerde inanırdık. Yıllar bu büyüklerimizi eskitmeyecek, “yıllanmış şaraplar gibi, zaman ancak onların değerlerine değer katacak diye düşünmüştük…” Bırakın yıllanmış şaraplığı, daha yaşarken…

Biliyorum, bir kısmınızın canı sağ… Allah sağlık sıhhat ve hayırlı bir ömür versin hepinize. Nicelik ve niteliği ne olursa olsun, elbette ki hizmetleriniz de oldu. Bu hususta, bütün gelmiş geçmiş idarecilerimize naçizane hürmet ve şükranlarımızı arz ederiz.

Demem o ki büyüklerimiz… Vurunca öldürüyor, övünce putlaştırıyoruz… Ayarı bir türlü, tutturamıyoruz. Hala bu böyle!… Şaşkınlığımız, hayretimiz bundadır! Çünkü, bir birimize birer fani gibi bakamıyoruz. Ya çok aşağılıyoruz, yada ilahlaştırıyoruz…

***

Bu günde haydi, Fethiye’den Kuruçay’a kadar kanal kazalım, bu araziler sulansın dense. Sekseni devirmiş yaşına, başına bakmadan, kazmayı küreği kapıp, en önde yürüyecek adamların başında yine o gelir. Hakkını yemeyelim, bir de Yusuf KARGIN.

Fakat plaketleri hep başkaları aldı, protokollerde başkaları oturdu, kürsülerde başkaları alkışlandı… Bu toplum yeni Ali KOÇ’lar üretememekte; çünkü bu topraklar Ali KOÇ’ların kök salıp serpilip gelişeceği topraklar değil. İklim müsait değil. Ondan dolayı toplumuzda Ali KOÇ’ların yeri kapı ağızlarıdır…

Kırk yaşlarında bir arkadaşımız, bir kaç yıl Ali KOÇ’luk yaptı. Bir hafta kadar önce, bu sene Abdal Musa Lokmasına yardım(hizmet olarak, maddi değil) edecek misin, dedim? “Yapıyoruz da bir değeri mi oluyor, hayır,” dedi. Bu sene resmi görevli hariç, sivil insiyatiften olarak bir tek Ali KOÇ var ortalıkta.

Kenarda duranların bir kısmı bıyık altından gülüp, bir de kusur bulurlar, biliyorum… “Ne yapmış yani?” gibi. Onun “eti ne butu” ne derler… Etten buttan kastınız, kafa yapısı, zamanın zihniyeti, vaktini iyi okuyan, ufku geniş adamları kastediyorsanız; onlar yalnızca bu memlekette seçmen olabildiler.

Bahsettiğiniz kafadaki insanlar feodal bağları, sülale, hısım, akraba, dost ahbap duvarını aşamadılar bu zamana kadar. Bu günde bu böyle…

Maksadımız, bağcıyı dövmek değil, gözden kaçanları, göz önüne getirmek. Çoğunluğun fani bakışının dışına taşmak. Zaten fıtratımızda var olan şişirilen egomuzu görmek. Denge, adalet ve hakkaniyete işaret etmek. Vefa ve sadakatin altını çizmek…

Dalkavukların dolduruşuna, gazına karşı ihtiyatlı olmak, oldukça mühimdir… File benzemek istediği için şişip şişip patlayan kurbağa durumuna düşmemek için Ankara’ya bir bakın.

Dün iktidara getirdiklerini, bir kaç dönem sonra barajın altına gömüyor bu halk. Dün alkışlar ile omuzlarında taşıdıklarını bir süre sonra yuhlayarak ayaklar altına alıyorlar. Biz nabza göre şerbet verenlere kulak asmayalım… Kadim olan değerlerin, ilkelerin mücadelesini verelim. Yalnızca Allah rızası yada evrensel insani değerlere biat edelim bu yeterli.

Ali KOÇ(lar), benim size verebileceğim plaketlerim ve siz(ler)i protokollerde ağırlayacak, baş köşelere çekecek ve kürsülerde alkışlatacak gücüm yok… Biz de var olan yalnızca, naçizane şahsi hislerimizden ibaret olan takdir, teşekkür ve hürmetten ibaret olan şeylerdir… Bunların arzıdır. Ancak bunu verebilir, sunabiliriz, size…

Tanrı insanları Ali KOÇ’larsız koymasın…

a.s.

10 Mayıs 2012

Not: Makine Kampanyası ile ilgili bir yazımız oldu. Çay gibi, tuttuk demlenmesini bekliyoruz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s